Üşüyorum !

Soruşturma sürüyor diyeceğim dilim varmıyor. Türkiye’de siyasetin, siyasete damga vuran olayların pembe renkli olmadığını söyleyen varsa inanmam. Mümkün değil. Bakıyorum pembe dizi gibi. Turgut Özal’ın ölümü hala sır perdesini koruyor.

Faili meçhul olaylara kurban giden gazeteciler mi istersiniz, helikopterleri düşüp ölen askerler, suikasta uğrayan emniyet müdürleri, mühendisler…

Liste uzayıp duruyor.

İçlerinde biri var ki, güneş balçıkla sıvanmaz deyimini gözümüzün içine soksa da görmezden gelmeye ısrar ediyoruz sanki. Son ele geçen buldu ise olayı Arapsaçına döndürmeye yetti arttı.

Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum…

Bu dizelerin sahibi merhum Muhsin Yazıcıoğlu. Rahmetli üşüyorum derken belki son saatlerinde gerçekten üşüdü, orada ne oldu, bitti bilmiyoruz. Dağ başında, çakalı var leş peşinde koşan hayvanlar var…

Kaza dediler. Birçok şey söylediler. Raporlar yazıldı. Son günlerde öğrendik ki, o dönemde İHA Muhabiri olan İsmail Güneş, helikopter düştükten 23 dakika sonra kendine gelip 112 acil servisi aramış. Yaklaşık 20 dakika gerek 112 gerekse 155 ile görüşülmüş.

Nihayetinde İsmail Güneş kaza yerine ulaşıldığında çenesi ve kaburgaları kırık halde, helikopterden 600 metre uzakta bulunmuş.

Olayın hala neden çözülemediği sorusunu sormak veya sormamak? Faili meçhul cinayetler. Tepkisiz kalmak için pembe papatyalı kadın elbisesine benzeyen vicdanlarımızı bile kaldırıp askıya asmamız lazım. 


Başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere tüm faili belli olmayan olaylara, üşüyen kalemimden gelsin…

Birilerinin kemikleri sızladıkça,
Benim de kalbim sızlıyor, acıyor,
İnsanlığımdan utanıyorum.
Sizinle beraber ben de üşüyorum…
Gece gibi karanlık boş bir oda da,
Bir taraftan vicdanım üşüyor,
Bir taraftan bedenim üşüyor.
Renkli gözlükler takıp gülücükler saçamıyorum,
Yanağımdan süzülen gözyaşım üşüyor,
Sizleri hatırladıkça geceleri uyuyamıyorum.
Vicdanımı sarılıp sizi düşündükçe.
Vicdanım üşüyor, bedenim üşüyor, bir de ben üşüyorum.