banner102

Lübnan’da hükümet kurma girişimleri başarılı olabilecek mi?

Saad Hariri’nin dışarıda Washington ve Riyad’ı, içeride ise Hizbullah’ı aynı anda memnun etmesi çok maharetli siyasi manevralar gerektiriyor.

Lübnan’da hükümet kurma girişimleri başarılı olabilecek mi?
 İSTANBUL - Zeynep Karataş

6 Mayıs’taki parlamento seçimlerinden sonra ortaya çıkan tabloya göre Lübnan’da hükümetin inşa edilme süreci başladı. Seçim sonuçlarının netleşmesinden hemen sonra bütün parti liderleri hızlı bir şekilde hükümetin oluşturulması gerektiğini vurguladılar. Ancak ikna görüşmelerinde bunun pek de kolay olmayacağı anlaşıldı.

İlk etapta meclis başkanlığı ve yardımcılığı makamları için parlamento toplandı. Lübnan siyasetinde gözetilen dengeler sebebiyle meclis başkanlığı Şiilere veriliyor. Emel Hareketi’nin lideri ve Lübnan siyasetinin önemli figürlerinden Nebih Berri, ilerlemiş yaşı sebebiyle tekrar aday olmayacağına dair söylentilere rağmen, söz konusu süreç başladığında, yirmi küsur yıldır sürdürdüğü meclis başkanlığına tekrar aday oldu. Berri altıncı defa ve tek aday olarak meclis başkanlığı seçimlerine girdi. Bu durum çeşitli çevrelerde rahatsızlığa sebep oldu. Bu rakipsiz seçime karşı en doğrudan tepki ise televizyon programcılığıyla da tanınan milletvekili Paula Yacoubian’dan geldi. Yacoubian tek isimle seçime gidilmesini eleştirerek sembolik bir isme oy vereceğini açıkladı. Nihayetinde İran destekli Hizbullah’ın en yakın müttefiki olan Emel Partisi’nin lideri Nebih Berri 128 milletvekilinin 98’inden oy alarak yeniden meclis başkanı seçildi.

Emel’in dahil olduğu blokun meclis üstünlüğü sayesinde Berri tekrar meclis başkanı oldu. Ancak Berri’nin işi bundan sonra daha da zor görünüyor; çünkü ittifakın diğer iki “dost” partisi Özgür Yurtseverler Hareketi ve Lübnan Güçleri’nin ilişkileri yer yer geriliyor. Eğer meclis çatısı altında “kardeşlerin savaşı” başlarsa, bu meclisle sınırlı kalmayabilir. Berri üçüncü dost taraf olarak bu hususta sürekli arabuluculuk yapmak mecburiyetinde. Sünni lider Hariri’nin partisi Müstakbel de Berri’ye meclis başkanlığı için oy vereceğini açıklamıştı. Bu da deneyimli bir siyasetçi olan Nebih Berri’nin Sünniler ve Şiiler arasında denge kurması yönünde bir beklenti oluşturdu.

Asıl rekabet ve siyasi çatışma ise önce meclis başkan yardımcılığı, ardından da kabine için gerçekleşti. Geleneksel olarak Rum Ortodokslara bırakılan meclis başkan yardımcılığı makamı için mücadele daha çok iki aday arasındaydı: Lübnan Güçleri’nin adayı Enis Nassar ve Özgür Yurtseverler Hareketi’nin adayı İli Ferzli. İki taraf da başkan yardımcılığının kendilerinin hakkı olduğunda ısrar etti. Hariri’nin Ferzli’ye karşı Nassar’ı desteklemesine rağmen, Ferzli 80 oyla başkan yardımcılığına seçilirken en yakın rakibi Nassar 32 oyda kaldı.

Ferzli’nin profili incelendiğinde, Suriye rejimiyle olan yakın ilişkileri ilk etapta göze çarpıyor. Bu durum, içeride “Suriye’nin meclis başkanı” eleştirilerine sebep oldu. Halihazırdaki İçişleri Bakanı Nihad el Meşnuk’un oylama sırasında oturumu terk etmesi ve “Esed’in adamının oylamasına katılmam” demesi, yine bu hususta en üst düzeyde verilen tepkiydi.

Bakanlıklar “petrol kuyusu” muamelesi görüyor

Cumhurbaşkanı Mişel Avn parlamenterlerle yaptığı istişareler sonucunda, hükümeti kurma görevini Hariri’ye verdi. Başbakanlık koltuğu Sünnilere verildiği ve Hariri’nin partisinden daha yüksek sandalyeye sahip Sünni grup da olmadığı için, Hariri’nin başbakanlığına kesin gözüyle bakılıyordu. Hizbullah da dahil birçok hareket ve parti, Hariri konusunda uzlaştı. Fakat Hizbullah’ın desteği şartlıydı: En az bir icracı bakanlık istiyordu. Bu konuda Hizbullah yalnız değil ve partilerin bakanlık talepleri birbiriyle çakışıyor. Bu sebeple Hariri hükümeti kurma yetkisini aldıktan sonra bakanlıkların sayısını 30’a yükseltme talebinde bulundu. Lübnan’da siyasal yapı, güçleri bölme üzerine inşa edildiği için, meclisteki sayısal çoğunluk işlevsizleşiyor ve güç çatışması genelde bakanlıklar üzerinden sürdürülüyor. Bu durum da bakanlıkların ideolojik araçlara dönüşmesini ve her cenaha bakanlık verme mecburiyetini beraberinde getiriyor.

Hariri kabineyi kurma görevini kabul ettikten sonra tarafların isteklerini uzlaştırmak için hummalı bir çalışma başlattı. Ancak Hizbullah’ın da dahil olduğu cephenin meclis çoğunluğunu kazanmasıyla birlikte, kabinenin şekillenmesinin oldukça sancılı olacağı başından beri tahmin ediliyordu. Öyle de oldu; Hizbullah’ın sandalye sayısını artırması ve buna mukabil Sünni Müstakbel Hareketi’nin kan kaybetmesi, özellikle icracı bakanlıklar üzerinden kabinede ciddi pazarlıkların yapılmasına neden oldu. Taraflar icracı (yani parası olan) bakanlıklara yoğunlaştı.

Hükümeti kurma görüşmelerinde öne çıkan soru Hariri’nin Hizbullah’a kabinede yer verip vermeyeceği, verecekse bunların hangi bakanlıklar olacağıydı. Hariri’nin politik olarak Hizbullah’ı göz ardı edemeyeceği, çünkü Hizbullah’ın Lübnan toplumunda bir karşılığı olduğu ve siyasi geçmişi çok da köklü olmayan Hizbullah’ı sistem dışına itmenin ve daha da marjinalize etmenin tehlikeli sonuçları olacağı konuşuluyor. Ancak yine de Hariri’nin, çatışmacı tavrını mazeret göstererek Hizbullah’ın gücünü kırmak istediği düşünülüyor.

İcracı bakanlıkların özellikle kadrolaşmaya daha elverişli olması hasebiyle, bu bakanlıkların Hizbullah’a verilmesinin tehlikeleri üzerine analizler, makaleler yazıldı. Dışişleri gibi prestij bakanlıklarının Hizbullah’a verilmesinin ise dış politika açısından epey problemli olduğu dile getiriliyor. Çünkü ABD ve Körfez ülkelerinin “terör örgütü” olarak gördüğü ve yaptırımlar uyguladığı bir Hizbullah gerçeği, Lübnan siyaseti için kolay baş edilebilir bir sorun olmaz. Hem Hizbullah’ı hem de dış aktörleri memnun edebilecek bir formülün bulunup bulanamayacağı merakla bekleniyor. Çünkü Hariri’nin dışarıda Washington ve Riyad’ı, içeride ise Hizbullah’ı aynı anda memnun etmesi çok maharetli siyasi manevralar gerektiriyor. Gerçek şu ki dış politikada resim gittikçe netleşiyor ve Hizbullah’ın siyasi ve silahlı kanadını birbirinden ayırma hilesinin de işe yaramadığı görülüyor.

Masaya ısrarcı bir şekilde, bakanlık talepleriyle oturulmasını asla kabul etmeyeceğini söyleyen Hariri, dolaylı olarak meclis başkanı Berri’nin, lideri bulunduğu Emel için maliye bakanlığını istemesine cevap vermiş oldu.

Bölgesel ittifak kurduğu Velid Canbolat’ın İlerlemeci Sosyalist Partisi’yle de Hariri’nin arası, Canbolat’ın istediği bir adayın listelerden dışlanması sebebiyle bozulmuştu. Her ne kadar Canbolat, Hariri’yi başbakanlık için destekleyeceğini açıklamış olsa da, eğer kabine müzakerelerinde aynı tatsızlıkları yaşarlarsa aralarındaki pamuk ipliği tamamen kopabilir. Dolayısıyla Hariri bu cenahı da memnun etmek zorunda.

Aslında Hizbullah da müttefikleriyle sarsılmaz bir ilişkiye sahip değil. Emel Hareketi’nin yeri gelince pragmatik dış politika gütmesi, İsrail ve ABD ile anlaşabilecek bir siyasi geçmişe sahip olması, Hizbullah’ın radikal tutumuyla çelişebilir. Yine İranlı komutan Kasım Süleymani’nin Hizbullah’ın seçim zaferiyle ilgili yaptığı “Direniş partisinden direniş hükümetine” açıklaması, Hizbullah’ın Lübnan toplumunun iradesine ipotek koyacağı yönünde bir korkuya sebep oldu. Bu sözler Hizbullah’ın müttefiklerince bile çokça eleştirildi.

Ayrıca Özgür Yurtseverler Hareketi’nin lideri ve Dışişleri Bakanı Cibran Basil’in özel bir toplantıda, Emel Partisi lideri Berri hakkında söylediği ağır sözler basına sızdırılınca, taraflar epey gergin günler geçirmişti. İttifakın taraflarının televizyon programlarında karşılıklı suçlamalarda bulunması, hakaretlerin havada uçuşması ve bakanlık taleplerinde her birinin kendi kişisel ajandasının olması, güçlerini zayıflatıyor.

Bir diğer çatışma da Lübnan Güçleri ve Hariri arasında yaşanmıştı. Her ne kadar başbakanlığı hususunda Hariri’ye destek verdiklerini belirtmiş olsalar da, istifa ettikten sonra Hariri’nin Lübnan Güçleri’ni hedef alıp “Arkadan hançerlendim!” demesi henüz unutulmuş değil. Hariri’nin “hançerlenme korkusu” ve kabinede denge oluşturma realitesi içinde nasıl bir karar vereceği merak ediliyor.

Bütün yollar denendikten sonra bir hükümet kurulamazsa Hariri’nin başbakanlık görevinden feragat edip muhalefet koltuğuna oturması da ihtimal dahilinde. Ancak bu kadar çıkmaz sokağı barındıran Lübnan siyasetinde, hükümeti kurmaya talip olup işin üstesinden gelebilecek bir Sünni grubunun olmadığı da aşikar.

Suriye Lübnan siyasetinde güç mü kazanıyor?

Bütün bu problemlere rağmen hükümet kurulması halinde, yeni kabineyi bekleyen başlıca iç sorunlardan bahsetmek gerekirse bunların başında yolsuzlukla mücadele, mülteci sorunu, ekonomik problemler ve elektrik kesintileriyle gündeme gelen enerji kaynağı eksikliği geliyor.

Yaklaşık 6 milyon nüfusu olan Lübnan’da bir milyondan fazla Suriyeli mülteci bulunuyor. Bu durum iç siyasette, özellikle seçim döneminde ciddi tartışmalara sebep olmuştu. Hükümet kurulduktan sonra da en büyük meselelerden biri olarak masada olacak. Ülke, mülteciler hususunda adeta ikiye bölünmüş durumda: Hizbullah ve Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın partisi rejimle anlaşma yapılması ve mültecilerin geri gönderilmesi konusunda ısrarcılar. Fakat Başbakan Saad Hariri, Suriye rejimiyle müzakereye yanaşmayıp bu meselenin Birleşmiş Milletler çatısı altında çözülmesi gerektiğini söylüyor. Ferzli ise Meclis başkan yardımcılığına seçilmesinden kısa bir süre sonra bu konuda oldukça sert bir açıklama yaparak hükümet kurulur kurulmaz mültecilerin derhal ülkelerine geri gönderileceğini söyledi. Ferzli’nin Suriye rejimiyle ilişkileri dikkate alındığında, bu mesele iç siyasetten daha çok dış siyasetin meselesi olarak değerlendiriliyor.

Mültecilerle ilgili bir diğer mesele de bazı Suriyelilere vatandaşlık verilmesi. Vatandaşlık verilen bazı isimlerin Suriye rejiminde üst düzey görevler almış olması ya da savaş zengini olması da ciddi eleştirilere konu oldu. Lübnanlı makamlar, bahsi geçen isimlerle ilgili araştırma yapılacağını duyursa da, zor şartlarda yaşam mücadelesi veren mülteciler Suriye’ye geri gönderilmek istenirken savaş zenginlerinin vatandaşlığa geçirilmiş olması Lübnan siyasetinde ve toplum vicdanında rahatsızlığa sebep oldu.

Hükümeti bekleyen bir diğer önemli sorun da dış politikada ABD-Suudi Arabistan, Tahran-Suriye arasında yaşanan sıkışmışlığın atlatılması. İsrail ile Hizbullah arasındaki problemlerin savaşa dönüşmemesi de Lübnan’ın istikrarı için önemli bir mesele. Lübnanlı kaynaklar her ne kadar ülkenin iç siyasetine bir dış müdahalenin var olmadığını iddia etseler de, özellikle hükümetin kurulma sürecinde büyükelçiliklerde art arda yapılan görüşmeler, Hariri’nin kabinenin şekillenmesinden önceki yurtdışı ziyaretleri, yeni hükümetin dış müdahalelerden pek de azade olamayacağına yoruluyor.

Tarihsel süreçte geçirdiği değişimlere ve “infitah” olarak kavramlaştırılan Lübnanlılaşma açılımına rağmen, Hizbullah’ın ne kadar Lübnanlılaştığı, Suriye rejimiyle çok yakın ilişkileri bulunan politikacılarıyla ne kadar Lübnan’ın maslahatını düşüneceği de merak ediliyor. Suriye rejiminin Lübnan’ı ayrı bir devletten ziyade kendi toprağının bir parçası gibi görmeye meyyal olması ve her fırsatta Lübnan’ın içişlerine müdahil olmaya yeltenmesi, kimi analistlere göre Suriye’nin Lübnan’ı içeriden ele geçirme ihtimalini, Suudi Arabistan veya İran’ın müdahalesinden daha tehlikeli kılıyor.

[Gazetecilik, Ortadoğu ve Afrika çalışmaları alanlarında lisansüstü eğitim gören Zeynep Karataş düşünce kuruluşları için Suriye ve Lübnan üzerine raporlar kaleme almaktadır]

Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2018, 12:27
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner96