banner105

Bozdağ: ''Mısır'da Darbe Ahmet Şefik'e De Yapılsaydı Tavrımız Değişmezdi''

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Suriye ve Mısır konusunda Türkiye'nin duruşunun ilkesel olduğunu belirterek tavırlarının "çıkar eksenli tavırlar değil ilkesel tavırlar" olduğunu kaydetti.

Bozdağ: ''Mısır'da Darbe Ahmet Şefik'e De Yapılsaydı Tavrımız Değişmezdi''
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Suriye ve Mısır konusunda Türkiye'nin duruşunun ilkesel olduğunu belirterek tavırlarının "çıkar eksenli tavırlar değil ilkesel tavırlar" olduğunu kaydetti. Bu açıdan Mısır'da darbe Muhammed Mursi'ye değil de onun rakibi Ahmet Şefik'e yapılmış olsaydı yine de tavırlarının değişmeyeceğini vurgulayan Bozdağ, ilkesel olarak haktan, hukuktan, demokrasiden, milli iradeye saygıdan yana olduklarını söyledi.


Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Avrupa Birliği Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı
arasında gerçekleştirilen yurt dışında yaşayan vatandaşlara yönelik hukuki çalışmalara ilişkin İşbirliği Protokolü ve Leonardo Da Vinci Projesi İmza Töreni’ne katıldı. AB Bakanı Egemen Bağış ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in konuşmalarının ardından kürsüye gelen Bozdağ, Türkiye'nin Suriye ve Mısır konusundaki tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


Bozdağ, "Uluslararası hukukun ne olduğu hepimizin malumu. Ama şu anda yaşananlara bakıldığı zaman uluslararası hukukun, temel insan haklarının hiçe sayıldığı bir dönemden dünyamız geçmektedir. Suriye'de en temel insan hakkı olan hayat hakkının hunharca çiğnenmesinden öte kitlesel katliamlar işlenmek suretiyle kimyasal silah kullanmak suretiyle bütün dünyanın gözü önünde adeta canlı yayında cinayetler işlenmekte, insanlık suçu işlenmektedir. Cinayetlere her gün bir yenilerini ekleyen Esed yönetimi karşısında uluslararası toplum sessizliğini korumaktadır. 110 binin üzerinde ölen olduğuna ilişkin haberler var. Düşünebiliyor musunuz? 2 yılı aşkındır bir yerde yangın var; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, gençler, hastalar, masum insanlar bütün dünyanın gözü önünde öldürülüyor. Yurtlarını terk etmiş olanlar, yurdu içinde kaçak göçek yaşayanlar var. Ve en son kullanılan kimyasal silahla öldürülen insanların fotoğraflarını, görüntülerini hep seyretmişsinizdir. İçinizde utanmayan var mı, o görüntüleri izleyip de kanı donmayan var mı, olabilir mi böyle bir manzara. Ama artık böyle bir manzara var ve bu bizim gerçeğimiz." dedi.


"KİMYASAL SİLAH KULLANIMINDAN BAŞKALARI DA CESARET ALIR"



"Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve insan haklarına ilişkin diğer uluslararası sözleşmelerin ana hedefi nedir?" diye soran Bozdağ, şöyle devam etti: "İnsanı ve onun haklarını korumaktır. İnsanın en birinci hakkı yaşama hakkıdır. Siz yaşama hakkını korumaz, teminat altına almazsanız, onun başka haklarını koruma iddianızın hiçbir anlamı kalmaz. Kimyasal silah kullanıldı hala konuşuyoruz, hala siyasal hesaplar yapıyoruz. Eğer bu kimyasal silah kullanımı karşısında bir adım atılmazsa bundan sonra başka kimyasal silahlar kullanıldığı zaman adım atılmayacağı anlamına da geliyor. Başkaları da cesaret bulabilir. Bugün Esed bunu yapıyor, yarın başka bir yerde bir zalim benzer bir şey yapabilir, orada binlerce insan hayatını kaybedebilir. Eğer insan hakları varsa, uluslararası hukuk varsa bu hukukun namusunu korumak evvela BM'nin vazifesidir, uluslararası toplumun, örgütlerin ve insan olan herkesin birinci derecede vazifesidir."


SURİYE'DE ÖLDÜRÜLENLER GAYRİMÜSLİM OLSAYDI



Bozdağ, Suriye'de yaşanan ölümlere değinerek "Suriye'de öldürülenler gayrimüslimler olsaydı acaba 2,5 senedir bu ölüm makinesi öldürmeye devam eder ve uluslararası toplum bu ölümlere Suriye'deki gibi seyirci kalmayı sürdürür müydü? Bu soruyu sorun. Eğer başka birileri olsaydı acaba başka mı olurdu? İnsan haklarına ilişkin Avrupa Sözleşmesi, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Müslümanlar öldürüldüğünde hayat hakkı, yaşam hakkı ihlal edilmez diye bir hüküm mü içeriyor? Fakirler öldürüldüğünde insan hakları ihlal edilmez diye hüküm mü içeriyor? Diktatörlerin olduğu yerde diktatörler kendi halklarına karşı kimyasal silah kullandığında insan hakları ihlal edilmez diye hüküm mü içeriyor? İçermiyor. Öyleyse uluslararası hukukun namusunu da, korumak insanın yaşam hakkını korumak insana ait bütün değerleri korumak üzere ihdas edilmiş olan hukuk, uluslararası örgütler, bunları korumak ve görevini yerine getirmekle yükümlü olduğunu söyleyen ülkelerin daha fazla bu haksızlıklara seyirci kalmaması lazım. Kalırsa ne olur? Bu katliamlara kendileri yapmasalar bile engelleme kudreti olduğu halde engellemedikleri için bundan mesul olurlar, tarih önünde de Allah indinde de sorumluluktan kurtulamaz. Bizim duruşumuz bu noktada da çok ama çok nettir." diye ekledi.


"DARBEYE DARBE DENSEYDİ MISIR'DA BU CİNAYETLER İŞLENMEZDİ"



Aynı şekilde Türkiye'nin Mısır'da da uluslararası hukukun çizdiği çizgiler içerisinde pozisyonunu belirlediğinin altını çizen Başbakan Yardımcısı Bozdağ, "AB'nin ortaya koyduğu değerler ekseninde pozisyonunu belirlemiştir. Biz AB değerlerini ülkemize kazandırmak için mücadeleler verdik, vermeye devam edeceğiz. Ama ortaya çıkan hadiselere baktığınız zaman bugün AB'nin kendi ihdas ettiği değerler konusunda, üzerine bina ettiği değerler konusunda çok büyük bir kriz yaşadığını görüyoruz. AB'nin değerleri arasında yaşam hakkı kutsaldır, insan hakları kutsaldır, temel hak ve hürriyetlerin tamamı korunmaya değerdir, milletin iradesi demokrasi esastır. Bütün bunlara baktığınızda AB'nin üzerine bina edildiği değerin insan eksenli bir yapı olduğunu ortaya koyuyor. Ama Mısır'da yaşananlara baktığınızda insan hakları milli irade demokrasi katledildi, askeri bir darbe yapıldı, buna darbe dahi denilmedi. Pek çok ülke de demedi. Peki ne demek lazımdı. Uluslararası hukuk ne diyorsa onu demek lazımdı. Dendi mi? Denmedi. AB değerleri ne söylüyorsa onu demek lazımdı. Dendi mi? Denmedi. İnsana ait değerler ne demekse onu demek lazımdı. Dendi mi? Denmedi. Arkasından 200 kişi sabah namazı vaktinde şehit edildi, arkasından bini aşkın insan başka bir katliama muhatap kılındı. Eğer darbeye darbe denmiş olsaydı, bunu yapanlara karşı tavır alınmış olsaydı emin olun bu cinayetler işlenmezdi." değerlendirmesinde bulundu.


"DARBE ŞEFİK'E YAPILSAYDI TAVRIMIZ AYNI OLURDU"



Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: "Darbe yapmak isteyenler insan haklarına ilişkin yeri geldiği zaman mangalda kül bırakmayan ülkelerin ve uluslararası toplumun, örgütlerin bu konudaki ihmalkarlığından öte cesaretlendirici yaklaşımları olmamış olsaydı bu darbeye dahi teşebbüs etmezlerdi. Biz Türkiye olarak Mısır'da demokrasi, insan hakları ve milli iradeden yana tavır koyduk. Demokrasiyi, insan haklarını, milli iradeyi katledenlerin karşısında durduk. Bizim bu karşı duruşumuzu bazı çevreler 'Mursi'nin yanında duruyor, sadece İhvan'ı destekliyor' diye eleştiriyorlar ve büyük bir çarpıtmayı yapıyorlar. Bizim karşı duruşumuz Mursi'nin yanında bir duruş değildir, Başbakan da, Dışişleri Bakanımız da ifade ettiler, bizim duruşumuz demokrasiden, insan haklarından, haktan, hukuktan, milli iradeye saygıdan ve onu korumaktan yana bir duruştur. Eğer seçimi kazanan Mursi değil de rakibi Ahmet Şefik olsaydı ve bu darbe Ahmet Şefik'e yapılsaydı Türkiye'nin durumu yine aynı olurdu. Biz yine darbecilerin karşısında dururduk, yine demokrasiden, insan haklarından, milli iradeden yana tavır koyardık. Suriye'deki tavrımız da öyledir, Mısır'daki tavrımız da öyledir, başka yerlerdeki tavrımız da öyledir. Bunlar çıkar eksenli tavırlar değil, ilkesel tavırlardır. İnsan haklarından, hukuktan yana, dünya barışını ve huzurunu temin etmeye yönelik ana esaslardan yana tavırdır. Eğer bütün uluslararası örgütler ve toplumlar, tavırlarını bu şekilde koymuş olsalar emin olun dünyanın hiçbir yerinde zulüm yapma iradesi olanlar bu iradelerini gerçekleştirme cesaretini bulamazlar. İnsanların yaşam hakkına pervasızca son vermek isteyenler, bu pervasızlığı asla gösteremezler; ama ölen başka olduğunda öldüren başka olduğunda, tavırlar başkalaştıkça uluslararası hukukun uygulaması değiştikçe, o zaman zalimler bundan güç bulur, o zaman zalimler bununla ilgili başka başka olumsuzlukları yapmaya devam ederler. Biz Türkiye olarak haktan, hukuktan, demokrasiden yana, hukukun, hakkın gücünden yana tavır koymaya devam edeceğiz."


Bozdağ'ın konuşmasının ardından Avrupa Birliği Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı
arasında yurt dışında yaşayan vatandaşlara yönelik hukuki çalışmalara ilişkin İşbirliği Protokolü ve Leonardo Da Vinci Projesi için imza töreni düzenlendi. Anlaşmalara AB Bakanı Egemen Bağış, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ ve Dışişleri Bakanı Yardımcısı Naci Koru imza attı.
Güncelleme Tarihi: 27 Ağustos 2013, 14:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner103

banner73