Şimdi bazı illerde Sevgi Evleri olan yerler “daha önceleri” yetiştirme yurtları olarak anılırdı. Çocuklar alınır, on sekiz yaşına kadar büyür, sonra kapı dışarı… Buralarda herhangi bir personel olarak çalışan, hizmet eden insanlar “yurtların” çocuklar için hiçte “elverişli yerler” olmadığını anlatır.
Birçok çalışan buradaki hayata dayanamayıp, başka birimlere geçtiğini söyler. Buradaki hayat çok çetin ve bir o kadar acımasızdır.  
Yedi yaşına ayak basan çocuk için merhamet, vicdan, duyguya yer yoktur burada. Her şeyi ile bir çeşit askerliğin otoritesini, sertliğini, acımazsızlığını yaşatır.
Kazanmak için güçlü olmak, büyüğün saldırganlığını, yediği dayakları; kendinden küçükte tatbik ederek hem ezer hem de ezilir.
Burada idarecilerden, öğretmenlerden, diğer personelden çocuklara karşı yumuşaklık, sevecenlik, koruma arama. İyi niyetle çalışmak için gelen ya bu sisteme uyar ya da buradan ayrılmak zorunda. Öğretmenler görev yapmakla birlikte burada asıl işi yürüten büyük öğrenciler. Komutan edasıyla görevini yapar, herkes onu dinler.
Koğuş sistemi ile yürütülen sistem bir çeşit açık cezaevi… Burada anne, baba, kardeş sevgisi olmaz. Sevgisiz büyüyen çocuklar aynı zamanda saldırgan ortamda vahşi olarak büyürler.
Kimse aç kaldığını düşünmez, yemek sırası geldiğinde yersin. Yapılan yemekler ne kadar kötü pişmiş dahi olsa yemediğin sürece aç kalırsın. Hasta olmak en yalnız kaldığı an…
Muayene olur ilaç alırsın “ama seninle ilgilenecek, senin hastalığında elleriyle sana dokunacak, hastalığını atlatmanda sana yardımcı olacak” anne şefkati aramak beyhude. Tabiatta bir kural vardır “zayıf kalırsan hasta olursun, hasta olduğunda grup seni yalnız bırakır, yok olursun.”
Düşünceni, fikrini açıklamak, hakkını aramak, kişiliğini oluşturma, kendini kabul ettirme gibi “her insanın toplumda yer edinmesi için gereken hasletler” oluşmaz. Çocukların buradan ayrıldıktan sonra hayata tutunması, toplumda belli yerlere gelmesi ya imkânsız ya da belli bedeller gerektirir.
Kişilik bozukluğu, insanlarla olan iletişiminde sıkıntılar, yaptığı mesleklere uyum gösterememe; bunların birkaçıdır. Sevgisizliğin verdiği duygusuzluk hem ailesinde çeşitli yıkımlara hem de çevresindeki insanlarla kaynaşmayı önler.
Devlet bir görevini yaparak burada yetişen, büyüyen ayrılmak zorunda kalan insanlara; kurumlarında iş verir. Bu çok önemli bir husus... Ama birçok psikolojik sorunlarla boğuşan çocuklara psikolojik destek verilmesi, en az iş bulunması kadar elzem…
 Onların hayatta daha çabuk adapte olmalarını sağlayacak, en az bir boşluğun doldurulması için atılan adım olan Sevgi Evleri de buna destektir. Ev şeklinde döşenen, yuva sıcaklığı verecek şekilde planlanan yapıların “çocukları hayata daha iyi kazandıracağını” düşünüyorum.