Çağdaş adam ve gazeteci, insan sever hümanisttir, hayvan sever hatta kertenkele bile sever. Rol kesmez, racon kesmez, natüralisttir. Adam ayırmaz, adam olmayanı kayırmaz. Adam olmayanla işi olmaz.

Etiket olmak için uğraşmaz, etik olur. Öğretmek için de çabalar, öğrenmek içinde. Bağrı anne şefkati gibidir, yapıcıdır, yıkıcı değil. Zaten yükünü tutmuştur, emekli maaşı yeter başkalarının önünde emeklemez. Yaşlı olabilir ama asla dinozor olmaz.

Çişini yapar, işini yapar, önüne bakar, sağa sola bakmaz, lafını hak eden olursa esirgemez.

Çünkü patron değildir, kaygısı yoktur.

***

Birde Çağdaş(cık) insanlar ve gazeteciler vardır.

Önce tükürür sonra yalar, kaleye geçince topu tutar, işine gelmeyince auta atar. Çok sıkışırsa hakemle didişir ama hâkimle didişmez.

Kılıcı çeker sol cenahı savunur, sağında kim var bakmaz, baksa da görmez, görse de işine gelmez. Olmadı o işi başkasına atar, boşa üflemez ama balona üfler…

Yazmayı bilmez, okumayı sevmez, başarıyı çekemez. Balıkla tek ilişkisi yemek değil, hafızası da ortaktır.

Aklı fikri paradadır…

Terim denilince aklına Fatih Terim gelir ama ofsayt nedir anlamadığı halde bol bol düşer. Düşünce ona çamur atar, buna çamur atar. Kar yağmadan mızıkçılık yapıp maçı tatil eder.

Don Kişot gibidir ama Cervantes’i bilmez. Kaçak güreşir, ironi yaptım sanır, tuttuğu adamın paçası elinde kalır.

Diploma ile adam olunduğunu, arabayı kullananın ehliyet olduğunu zanneder…

Gazetecileri sınıflandırır ama kendisini bir sınıfa koyamaz. Acemi asker gibidir, kendi ayağına sıkar ama farkına varmaz. Doktordan köşe yazarı olur ama beğenmediği adamlardan gazeteci olamaz… !

***

Bursa gündemi hareketli yine, Özlem Buğday Yağmur Hanım, kendisini Diyanet İşleri ile bir görüyor sanırım. Kimin gazeteci olup kimin olamayacağına kendisi karar vermeye kalkıyor. Alo Fetva hattı gibi hat kuralım. Başına da onu oturtalım.

Son yazısını okuyunca aklıma Osman Hamdi Bey’in ünlü tablosu geldi. “Gazeteci Terbiyecisi”.