Resul­ü Zişan Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor: “Benim kokumu duymak isteyen,

kırmızı gül koklasın.”

Güllerin kokusunu aldıkları, insanların en güzeli, o kadar güzeldi ki; kainattaki bütün güzellikleri,

‘Cemal’ isminden küçücük bir tecelliyle var eden Yüce Mevla; o gül kokuluya 'Habibim' yani 'Çok

sevdiğim' diye hitap buyuruyordu.

Asırlar boyunca, O Habib’in sünnetine tam ittiba edenler; hep O'nun gibi güzel koktular;

etraflarına hep güzellikler saçtılar. Çünkü o koku, Cemal sahibi Mevla'dan gelen kokudur.

Kim Mevla'ya manen yaklaşırsa, o kokudan pay alır...

Asırlar boyunca Anadolu'yu, Türkistan'ı, Bağdat'ı, Medine'yi, bütün İslam coğrafyasını mekan

tutan Beyazıd­ı Bestamlar, Cüneyd­i Bağdadi'ler, Şah­ı Nakşibend'ler, İmam­ı Rabbani'ler, Ahmed

Yesevi'ler, Mevlana'lar, Yunus'lar (kaddesallahu esrarahum) hep gül gibi kokarlardı. O kokularını,

bütün siretleriyle, sûretleriyle taklit ettikleri Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vesellem)'den

alıyorlardı.

O zamanlar, İslam toprakları bir baştan bir başa sanki gülistan idi. O gülistanda hep güller biterdi.

O gülistanda gezenler hep gül kokardı...

Şimdi İslam toprakları, diken bahçesine döndü. Artık manevi güller, gül kokulular yok

denecek kadar az...

Güzel kokular da nadirata düştü. Müslümanlar Muhammed Mustafa’yı (sallallahu aleyhi vesellem)

unuttu unutalı, dikenli tarlalara mahkum oldular. Ruh dünyası çoraklaştı. Kalpler karanlığa

mahkum oldu...

Tüm güzellikler, güzel sözler, güzel haller, Ahsen’ül Alem’in olandan gelirdi... O’nun sünneti

saadet kaynağıydı. Şimdi hayatımızda O’nun sünneti yok. Evlerimiz, adetlerimiz, kılığımız,

kıyafetimiz, O güzeller güzelinden mahrum kaldı.

Ne evlerimizde huzur kaldı, ne sokaklarımızda düzen... Ne yüzlerimizde nur var, ne

sohbetlerimizde letafet... Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vesellem)in konu

edilmediği sözlerde letafet olur mu?

Şimdi anladık ki O’nsuz olmuyor. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) olmadan hayat

yaşanmıyor. Ya da bir ‘belhum adal’ gibi... O’nu bırakan insanlar, insanlığı da kaybediyor...

Yeniden sarılmaya başladık O’na... Çünkü ‘esfele safilin’ çukurlarında battıkça batıyoruz...

Şimdi bir baştan bir başa, kaktüslerin doldurduğu bu çölleşen vatanı, Gülistan’a döndürmek için

Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi vesellem)in hayat ve saadet kaynağı sünnetine sarılmak

zamanı geldi...

Anadolu, Rumeli, Türkistan, Cezayir... Tüm İslam coğrafyası, Muhammed Mustafa

(sallallahu aleyhi vesellem)in tıpkısı, yani O’nun izinden giden Yunus’ları, Mevlana’ları

bekliyor...

AllaH­u Teala cümlemizi Habibine aşık etsin...