Balolar, törenler, resepsiyonlar düzenlendi. Cumhuriyetin ne kadar faziletli olduğundan bahsettik.

Nutuklar attık, çocuklar gibi şenlendik…

Cumhuriyeti havai fişekler patlatarak kutladık. Törenlerde birilerinin üzerlerine konfetiler düşerken, Ceylanpınar’da birilerinin tepelerine havan mermisi, şarapnel parçaları düşüyordu. 

Birileri spotların altında şıklıkta yarışırken, Ceylanpınar’da çocuklar yorganların altında saklanmak için yarışıyordu.

Evlerinde açık lambanın, damlayan suyun hesabını yapan fakat devletin parasını törenlerde su gibi akıtırken birileri, birileri Ceylanpınar’da korkudan lambaları açamadı. 

Birileri Hak’tan bahsederken birileri Ceylanpınar’daki Halkı unuttu.

Cumhuriyetiniz Kutlu Olsun Ceylanpınar, çünkü Cumhuriyetin cefasını sizler çekerken bizler sefasını sürdük…

Derin Dondurucu

Başörtüsü sorunu çözüldü. Gerçi tam istediğim gibi çözülmedi. Anlam veremediğim şekilde bazı kurumlarda başörtüsünü takmak isteyenler takamayacak. Kısıtlama neden anlayamadım…

Polislerin içinde Müslüman olan yok mu? Pazarlık mı yapıldı? Yapıldı ise kimle yapıldı? Vahiy mi geldi, sorun inanç özgürlükleri miydi, yoksa temel hak ve özgürlükler miydi?

Temel hak ve özgürlükler çerçevesinden konu ele alındı ise neden "inancım gereği örtünüyorum" diye açıklama yapıldı?

Siyaseten yerel seçimler için oy avcılığı mı yapılmak istendi?

Başörtüsünü inancı gereği taktığını söyleyen Milletvekillerimizin giydikleri etekleri ile "inançları" için başlarını örttükleri söylemleri de pek uyum sağlamıyor. Sayın Nurcan Dalbudak, giydiğiniz o etek, yaptığınız makyaj hangi inancın gereğidir?  

Yeni bir din mi icat ettiniz veya Nisa Suresini mi tam anlamı ile anlayamadınız?

Birileri durumu iyi şekilde anlatmalı onlara.

Bu Diyanet İşleri Başkanlığı olabilir. Alo Fetva hattı. Sayın Milletvekilim belki yerine getirdiği Hac İbadetinin parasını cebinden ödememiştir lakin cep telefonunu herhalde kendi cebinden almıştır. Faturasını kendi cebinden ödüyordur. Ne de olsa mecliste attığı sadece 14 imza için her ay 17 Bin TL maaşla alıyor. Bunun emekliliği, bonuslarını falan katmıyorum işin içine.

Telefonu çıkartıyorsun ve soruyorsun, "bu etek ve bu makyaj" caiz midir? Çok olsa 10 dakika sürmez.

Diyanet ne cevap verir bilmiyorum. Allah’tan mı daha çok korkarlar yoksa kendilerini Camilerin tuvaletlerine, çay ocaklarına yüzde 10 ortak eden hükümetten mi?

İşin bir başka ama önemli bir boyutu daha var.

Başörtülü Milletvekilleri Meclise girdiğinde, diğer Milletvekilleri ceplerinden akıllı telefonlarını çıkartıp fotoğraf çektiler.

Oysa derin dondurucuya kaldırdıkları vicdanlarını oradan çıkartıp "Türkiye’nin" fotoğrafını çekmeye çalışmaları lazımdı.

Yapamadılar…