Sarıbal, iktidarın “ekonomik
başarı” söylemiyle toplumun yaşadığı gerçekler arasında derin bir uçurum bulunduğunu
belirterek, yüksek enflasyon, artan faizler ve gelir kayıplarının milyonlarca yurttaşın yaşam
koşullarını ağırlaştırdığını ifade etti. Türkiye’nin sefalet endeksinde savaş ve siyasi kriz
yaşayan ülkelerle aynı kategoride bulunmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Sarıbal, “Bu
tablo ekonomideki yapısal bozulmanın sonucudur. Güvenin kaybolduğu, kurumların
zayıfladığı, üretimin tasfiye edildiği bir ekonomi modeli toplumda refah yaratamaz. İktidarın
ekonomiyi toparlayacak politikası olmadığı gibi topluma verebileceği bir güven de
kalmamıştır” dedi.
Milletvekili Sarıbal, bu yapısal bozulmanın en temel nedenlerinden birinin son 24 yılda
uygulanan özelleştirme politikaları olduğunu belirterek, AKP’nin ekonomi politikasının
üretimden kopuş üzerine kurulduğunu söyledi. “Fabrikayı sattılar, üreticiyi yalnız bıraktılar,
finans çevrelerini büyüttüler” diyen Sarıbal, özelleştirmelerin kamu maliyesini
rahatlatmadığını, tersine Türkiye’yi üretimden uzaklaştırarak dışa bağımlı hale getirdiğini
vurguladı. AKP iktidarı döneminde yaklaşık 70 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını
hatırlatan Sarıbal, buna rağmen kamu harcamalarının azalmadığını söyledi.
ŞEKER FABRİKALARI ÖRNEĞİ: ÜRETİM ZİNCİRİ PARÇALANDI
Özelleştirmelerin tarımdaki etkisine dikkati çeken Sarıbal, en somut örneklerden birinin şeker
fabrikaları olduğunu söyledi. Türkiye Şeker Fabrikaları’na ait 25 fabrikanın 10’unun 2018’de
özelleştirildiğini anımsatan Sarıbal, “Bugün ülkede faaliyet gösteren 32 şeker fabrikasının
yalnızca 14’ü kamuda kaldı. 2002’de kamunun şeker üretimindeki payı yüzde 74’tü. Bugün
bu oran yüzde 36’ya düştü. Boşalan alanı özel sektör ve nişasta bazlı şeker lobileri doldurdu.
Bugün nişasta bazlı şeker üretimi 5 özel şirketin elinde. Bu mülkiyet değişiminin yanında gıda
egemenliğinin el değiştirmesidir. Pancarın yaprağı, posası, besiciliğin temel girdilerinden
biridir. Pancar üretimi et ve süt üretimini de doğrudan etkiler. Yani şeker fabrikasını satmak,
bir üretim zincirini kırmaktır. Bugün bunun sonuçlarını sahada görüyoruz.1953’ten beri
üretim yapan, kentin belleği olan, çiftçinin alın terini işleyen 73 yıllık Adapazarı Şeker
Fabrikası el değiştirdi. Kota hakkı Sakarya’dan alındı, Niğde’ye taşındı. Şimdi Sakarya
çiftçisinin ürettiği 158 bin ton pancar, tam 650 kilometre uzağa taşınarak işlenecek. Üretimi
yerinden koparmak, çiftçiyi lojistik maliyetlere mahkum etmek, bölgesel ekonomiyi
çökertmektir” ifadelerini kullandı.
ÇÖZÜM ÜRETİM ODAKLI, PLANLI VE KAMUCU BİR KALKINMA
MODELİNDE
Milletvekili Orhan Sarıbal, tarımsal kamu iktisadi teşebbüslerinde yıllardır sürdürülen
özelleştirme politikalarının tarımda kamusal üretim ve piyasa düzenleme kapasitesini
zayıflattığını belirterek, bunun hem üretici hem de tüketici aleyhine sonuçlar doğurduğunu
söyledi. Sarıbal, gübre üretimi ve temininde kritik öneme sahip TÜGSAŞ ve İGSAŞ’ın elden
çıkarıldığını ya da işlevsiz hale getirildiğini hatırlattı. Tohum üretimi ve damızlık temininde
stratejik rol üstlenen TİGEM’in ise kısmi özelleştirmeler ve uzun süreli kiralama
politikalarıyla asli kapasitesinden uzaklaştırıldığını söyledi. Sarıbal, Toprak Mahsulleri
Ofisi’nin piyasa düzenleyici temel işlevlerinin daraltıldığını belirterek, kurumun uzmanlık
alanı dışındaki ürünlerde müdahaleye yönlendirilmesinin piyasa aktörlerine yeni kazanç
alanları açtığını ifade etti. TEKEL’in tütün ve alkollü içki bölümlerinin düşük bedellerle
yabancı sermayeye devredildiğini hatırlatan Sarıbal, bu süreçle birlikte üreticinin kamusal
güvenceden mahrum bırakıldığını söyledi. Ekonomik bağımsızlığın stratejik alanlarda
kamusal varlığın korunmasıyla mümkün olduğunu belirten Sarıbal, “Özelleştirmeyi başarı
hikayesi diye sunan anlayış, ülkeyi üretimden koparıp finansman bağımlılığına sürükledi.
Çiftçi ürününü maliyetine bile satamaz hale gelirken, tüketici de gıdaya daha yüksek bedeller
ödemek zorunda kalıyor. Bugün ihtiyaç duyulan şey; üretimi, planlamayı ve kamucu kalkınma
anlayışını yeniden inşa etmektir” ifadelerini kullandı.





