Bursa Medyası ile "Sevişemiyoruz"

"Delinin biri bir taş attı, kırk akıllı çıkartamıyor" diye…

Başbakanımız bir taş attı kuyuya memleket çıkartmaya çalışıyor. Çıkartamıyoruz da. Aslında iyi de oldu. Asıl kimliklerimizi ve düşüncelerimizi ortaya çıkartan bir davranış oldu.

Ben basında sevişme meraklısı bir tek Ayşe Arman var zannederdim ama içini dökemeyen bir hayli gazeteci varmış. Başbakanın amma da çok seven ve kollayan köşe yazarları varmış!

İşin özetine bakacak olursak genelde tüylerimin dikilmesine neden olan sözü Mümtazer  Türköne Habertürk kanalında söyledi.

"Başbakan bizi kekledi", dedi tam kelimesi kelimesine. Gündem değiştirme peşinde olduğunu söyleyenler olduysa da yine de büyük çoğunluk bu tuzağa düştü. Öncelikle bende bu tuzağa bilerek ve isteyerek girip görüşümü bildirmek istiyorum. Bu konuda Başbakanımıza sonuna kadar katılıyorum ve söylemini dibine kadar destekliyorum.

***

Ama ben kendimi padişahların dalkavukları yerine koyup her söylediğine "Padişahım çok yaşa" deyip tasdik edecek de değilim, ulufe almış, Cuma namazından çıkan padişaha her hareketinden sonra "Padişahım senden büyük Allah var" diyenlerden de değilim.

Baba olmasam da, bir Müslüman olarak asla kızların ve erkeklerin nikâhsız aynı ev içerisinde karı-koca hayatı yaşamasına yani yarı avam yarı entelektüel tabir ile "Sevişmelerini" onaylayacak değilim. Ancak, Başbakanın öncelikli görevi kamu ve devletin namusunu korumaktır ki, yolsuzluk ve kamu malının hoyratça kullanımının önüne geçmesi lazım. Ayrıca "Tutarsızlıklar ve demokrasi deyip kanunlarla istediğimiz gibi oynarız" diye söylemlerde bulunmayı da savunduğumu söylediğim söylemin tam aksine olabildiğince de karşısındayım.

***

Süreci yakından takip ederken ulusal medyanın yanında yerel medyayı da takip ettim. Selahattin Adıgüzeller, Mustafa Sarıgül ile ilgili bir konuyu kaleme aldığında basının balık hafızalı olmadığından bahsetmişti. Gerçekten öyleymiş.

Gazete kağıdının kalitesi değil ama kokusu adamın zihnini açıyor galiba. Bir anda her şeyi hatırlayıveriyorsunuz.

***

Herkesin malümu usta kalem Savaş Ay’ı kaybettik. Ben kendisini yakından tanımam. O yüzden iyi bir insandı veya kötü bir insandı diyecek hakkı kendimde görmüyorum. Ama Savaş Ay’ın yaptıklarını düşündüğümde bir gazetecinin ilkeleri uğruna mücadelesini görüyorum.

Masa başına oturup, masa başından bu işi yapabilecekken, zor olanı tercih edip, bir bakıma "At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır" sözünü tasdik etmek için mücadele verdiğini söylemezsek büyük bir haksızlık olur.

***

Aslında diyorlar ya "Zor iş" diye, gerçekten zor iş. Ama bir taraftan da kolay. Hem de çok kolay...

Öyle ya her kalemi eline alan bu işi yapabiliyor. Köşen oldu mu, yazarsın, adın da gazeteci olur, köşe yazarı olur.  Eğitime, bilgiye, beceriye, ironiye, mizaha gerek yok. Okumaya, fikir sahibi olmaya, görüş alış verişinde bulunmaya gerek yok. 

Teraziyi, kefelerini ve teraziyi kimin tuttuğunu görmek yeterli.

Başbakanı uzaktan da yakından da eleştirmek kolay. Kızlı – erkekli söylemleri ile onu bunu eleştirmek kolay. 1980‘lere veya öncesine dönüp sağcı solcu deyip gündem oluşturmak ta kolay.  Hiç bir şey bulamazsanız 28 Şubat ile ilgili yazarsınız. Isıt ısıt yaz. Yazıya bir bot resmi de koyup süslediniz mi iş tamam olur. Ama mesele Savaş Ay olabilmekte. Savaş Ay’ın arkasından “İyi adamdı” deyip, Allah Rahmet etsin demekte değil.

Mesele başbakanı eleştirmek, bu yazıyı kızlı erkekli okumayın diye başlık atmak değil. Bütün bunlardan önce, bu şehirde ne kadar yurt var, bu yurtlar yeter mi? Görükle’de kiralar ne kadar? Kaç kişi nasıl evlerde kalıyor? Bu çocukların aileleri kaç para ile geçiniyor? Ne yerler? Ne içerler? düşünmek, sormak.

***

Tabi bunların yerine süslenip, ruj sürüp, pahalı parfümler sıkıp, iyi takım elbiseler giyip akşamları davetlerde ülkeyi bir taraftan eleştirip bir taraftan kurtarmak daha kolay olsa gerek.

Düşünüyorum. Benden "Savaş Ay" olmaz. Olması çok zor.

Biz ancak bir gazeteci büyüğümüz daha ölse de arkasından "Büyük adamdı" desek diye bekleriz, kedinin ciğerci dükkanına baktığı gibi.