Bugün kadınlara karşı yönetilen en büyük şiddet şüphesiz ki savaştır. Dünyanın
neresinde olursa olsun, çıkan her savaşın bedeli ne yazık ki kadınlar ve çocuklar
tarafından ödenmektedir.
İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırımda, bugün Somali’de devam eden iç savaşta,
zulüm altında olan Doğu Türkistan’da, yıllardır her türlü acıyla sınanan Yemen’de ve
Afrika kara parçasında kadınlar ağır bedeller ödemektedir.
Gazze’de çocukların annesiz, annelerin yavrusuz kaldığını gördük. Yavrusunun ölü
bedenine sarılan anneler gördük. Aç bırakılan, hastalığa terk edilen anneler ve kadınlar
gördük.
Gazze’de lise bitirme sınavında %96,7 ortalamayla büyük bir başarı kazanan genç
kızımız Şehide Duha Nazmi Ebu Dellal’ın, sevincini yaşayacak bir günü bile olmadan
annesi ve altı kardeşiyle birlikte katledilişine şahit olduk.
Kudüs Tugayları Sözcüsü Ebu Hamza’nın eşi Şeyma Ebu Seyf’in, hiçbir güvenli alan
bırakılmayan Gazze’de hedef alınarak yaşamdan koparıldığını gördük.
Fakat ne acıdır ki bu tablo karşısında kadına karşı şiddet, çocuk hakları, özgürlük ve
demokrasi gibi söylemlerde başı çeken Batı devletlerinden tek bir tepki, tek bir somut
adım görmedik.
Kardeşlerimiz katledilirken Batıda kadın hakları dersleri veren, özgürlük ve insan
haklarından bahseden ikiyüzlü tutumu unutmayacağız.
Değerli basın mensupları; dünyada veya Türkiye’de, nerede olursa olsun kadınlara
yönelik şiddet, insanlığın ortak utancıdır ve bu utanca karşı sessizlik, suça ortak
olmaktır.
Bizler yıllardır ülkemizde de kadın hakları için çalışıyor, şiddete karşı mücadele
ediyoruz.
Çünkü ülkemizde özellikle son yıllarda kadına karşı şiddet had safhaya ulaşmış
durumdadır.
Sadece bu yıl, 400’ün üzerinde kardeşimiz cinayete kurban gitti. Türkiye’de her gün en
az bir kadın canice katlediliyor.
Kocaeli’ndeki yangın faciası yaşanan fabrikada, kötü çalışma koşullarının kurbanı olan
Şengül Yılmaz (59), Hanım Gülek (52), Esma Dikan (31), Tuğba Taşdemir (17),
Nisanur Taşdemir (15) ve Cansu Esteoğlu (15) gibi emekçi kadınlarımızı kaybettik.
Televizyonlarda, sözde müziklerde, sosyal medya içeriklerinde, dizilerde, sabah
kuşaklarında kadına şiddeti özendiren, kadını bir meta gibi sunan bir anlayışa son
verilmediği, cezalar caydırıcı olmadığı sürece Türkiye’de kadına yönelik şiddet hiçbir
zaman bitmeyecektir.
Bilinmelidir ki bizim ne yüce dinimiz İslam’da, ne geleneğimizde ne de örfümüzde
kadına şiddet yoktur.
Söz konusu şiddet sadece fiziki şiddet değildir. Bugün iş yerinde mobinge uğrayan,
İşten atılırım korkusuyla hamile kalmaktan çekinen,
Doğumdan sonra evladıyla ilgilenemeden işe dönmek zorunda kalan,
Sosyal medyada fotoğrafları ifşa edilerek dijital şiddete maruz kalan,
Enflasyon ve ağır yaşam maliyetlerinden dolayı çocuğunun karşısında boynunu büken
kadınların da şiddet mağduru olduğunu biliyoruz.
Kadını sadece ucuz iş gücü olarak gören, aile kurumunu görmezden gelen anlayış bu
şiddete son veremez.
Bizler artık kadın haklarının sözde değil, özde olmasını talep ediyoruz.
Artık hamasi cümleler değil, kadın hakları ve kadına karşı şiddet konusunda somut
adımlar atılmasını istiyoruz.
Bizler çözüm önerilerimizi bir kez daha yüksek sesle tekrar ediyoruz:
Her şeyden önce kadına karşı şiddetle mücadele okuldan başlamalı ve Önce Ahlâk ve
Maneviyat şuuru ile şiddetten uzak nesiller yetiştirilmelidir.
Kadınlara yönelik işlenen cinayetlerde tahrik, haksız tahrik ve iyi hal gibi ceza
indirimleri tamamen kaldırılmalıdır.
Medya ve reklamlarda kadını nesneleştiren, cinsiyetçi dil ve görsel kullanan her türlü
yayına ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.
Ev eksenli çalışan kadınlar derhal sosyal güvenceye kavuşturulmalı ve kreş desteği
devlet politikası haline getirilmelidir.
Hamilelik öncesi ve sonrası ücretli izin süreleri uzatılmalıdır.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede siyasi partiler üstü bir yapı oluşturulmalı; yerel
yönetimler, sivil toplum, meslek odaları ve üniversitelerle ortak akıl platformu
kurulmalıdır.
Değerli basın mensupları, kıymetli kardeşlerimiz;
Bizler Saadet Partisi Kadın Kolları olarak; ne kadın ruhunu bozan sözde
modernistlerden ne de kadını eve kapatmayı hak gören bir gelenekten değiliz.
Bizler bu ülkede kadının her türlü insanca yaşama ulaşabildiği,
Haklarının mahkemeler ve yasalar çerçevesinde güvence altına alındığı,
Yaşama hakkının gasp edilmediği,
Ve hiçbir baskı altında kalmadığı adil bir düzenin inşası için çalışıyoruz.
Kadınların salonlarda övüldüğü, evlerde dövüldüğü, sokaklarda katledildiği bir sistemi
değil; insanca yaşadığı bir toplumu inşa etmek için mücadele ediyoruz.
Biliyoruz ki bu mücadeleyi kazanacağız.
Yüce dinimizin emirleri, milli ve manevi zenginliğimizin izinde kadına karşı şiddete hep
birlikte son vereceğiz.
Bu ülkede şiddete uğrayan her kadın bilsin ki bizler amasız ve fakatsız bir şekilde
onların yanındayız dedi.