Yazı yazmak istemiyor canım, oturmak, film izlemek, bilgisayar yada televizyonun karşısında saatlerce vakit geçirmek...

Yazanın ne kadar doğru yazdığına, tarafsız olabileceğine değil "kimin adamı olduğunun" önemi var!

İnsanlar yanlış bile olsa taraf olan kişinin yazmasını umursuyor, okuyor, alıyor evine...

Güzelliğin, değerlerin, kuralların geçerliliğinden ziyade; kılıç savuranların borusu ötüyor, zamane takvimde...

Bir tarafta alabildiğine saldıran kalemlerin yaşadığı ortamda,öbür tarafta "yazılmamasına çalışılan, sayfaların yasaklandığı" saatler dönüyor.

Her şeyin siyah beyaza döndüğü, güzelliklerin yittiği, beyazlıkların karardığı geceler sarıyor.

Düşenin parçalandığı, orman kanunlarının döndüğü yüzyıl devri şimdi...

Her taraftan saldırılan ülkenin insanlarının dramına şahidiz. Parçalara ayrılan toprakların, hiçbir canlının yaşamasına müsaade edilmeyen, patlamalar...

Kaçmakla bitmeyen insan yığınları sarıyor ülkeleri, parklarda, caddelerde... Sefil hayatı reva görenleri lanetlercesine.

Bombalardan kaçan insanları almamak için her türlü yola başvuran, onlar sayısınca kabulü törenlerle ilan edenlerin dünyası...

Botların batışını, karaya vuran "bedenler süslüyor" gazete sayfalarını...

"Yazının kar etmediği, kalemin değil topun, tüfeğin konuştuğu an..."

İşte boş şeylerle avutmak istedim...

Başlık attım okumaya değer şey yok!

"Bu insanlar nasıl kendi dininden birilerini vahşice kesiyor, idam edip sonra Kur'an okurlar" deniyor.

Yaşıyoruz her gün komşu için her şeyi dökeriz ortaya.... Bir adres soranı, "sorduğu yere kadar götürmek var" düsturumuzda...

Yarın bir maçta karşı tarafta bir çocuk taşlanır hoyratça.

"Konuşuyorum boş şeyler okuma sen birader..."

Oylar gelsin diye terörü ister hale geldiğimizi, birbirine elini vermeyen liderler topluluğunu...

"Ben yoksam parti mahkeme salonlarına taşınsın" uğraşları...

Beş parmağı sembol, kendi sembollerimize kulak işareti yaptık.

"Boşa yazma kardeşim fikirler değil, emirler konuşuyor..." "Emir, demiri keser..."