Bugün ülkemizin en stratejik tarım ürünlerinden biri olan buğdayı ve Toprak Mahsulleri Ofisi
tarafından açıklanan alım fiyatlarını değerlendirmek üzere bir aradayız.
Buğday, Türkiye’nin gıda güvenliği açısından vazgeçilmez bir üründür. Ülkemiz, kişi başına
ekmek tüketiminde dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle buğday
üretimi yalnızca çiftçilerin değil, 86 milyon vatandaşımızın doğrudan ilgilendiği bir konudur.
Türkiye; dört mevsimi, yedi coğrafi bölgesi ve verimli tarım alanlarıyla dünyanın önemli
tarım ülkelerinden biridir. Ancak yıllar içerisinde buğday ekim alanlarında ciddi bir daralma
yaşanmıştır. Geçmişte yaklaşık 150 milyon dönüm olan buğday ekim alanları önce 95 milyon
dönüme, günümüzde ise yaklaşık 65 milyon dönüme kadar gerilemiştir.
Buna rağmen 2026 üretim sezonunda olumlu iklim koşullarının etkisiyle buğday rekoltesinde
önemli bir artış beklenmektedir. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 17 milyon 950 bin ton olarak
gerçekleşen üretimin, bu yıl ilk tahminlere göre 22 milyon 750 bin tona ulaşması
öngörülmektedir. Bu artışın en önemli nedenlerinden biri, ilkbahar yağışlarının zamanında ve
yeterli düzeyde gerçekleşmesidir. Çünkü Türkiye’de buğday üretiminin yüzde 75’ten fazlası
kuru tarım koşullarında yapılmaktadır.
Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan 2026 yılı alım fiyatları şu şekildedir:
Makarnalık buğday: Ton başına 16.500 TL
Ekmeklik buğday: Ton başına 16.500 TL
Arpa: Ton başına 12.750 TL
Destekleme ödemeleriyle birlikte üreticinin eline geçen fiyatlar daha yüksek görünse de,
açıklanan rakamlar üretim maliyetlerindeki artış dikkate alındığında yeterli değildir.
Çünkü son bir yılda;
Mazot fiyatları yaklaşık yüzde 58 artmıştır.
Gübre fiyatları ürün çeşidine göre yüzde 57 ile yüzde 100’ün üzerinde yükselmiştir.
Resmi enflasyon yüzde 32’nin üzerindedir.
Buna karşılık buğday fiyatındaki artış yaklaşık yüzde 22, arpa fiyatındaki artış ise yaklaşık
yüzde 16 seviyesinde kalmıştır.
Bu tablo, çiftçinin artan maliyetlerini karşılamaktan uzaktır. Bu nedenle açıklanan fiyatlar
çiftçi açısından bir destek değil, adeta bir cezalandırma anlamına gelmektedir.
Türkiye’de çiftçilerin toplam borcu tarihi seviyelere ulaşmış, 1,3 trilyon lirayı aşmıştır.
Üreticiler yalnızca mazot, gübre ve tohum maliyetleriyle değil; işçilik, sulama, ekipman
giderleri ve sosyal güvenlik primleri gibi birçok kalemle de mücadele etmektedir.
Özellikle verimliliğin düşük olduğu bölgelerde üretim yapan çiftçiler açısından mevcut
fiyatlar sürdürülebilir değildir. Bu nedenle destekleme politikalarının bölgesel verimlilik
farklılıkları dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Buğday gibi stratejik ürünlerde;
Düşük verimli bölgeler için ilave destekler sağlanmalı,
Üretim maliyetleri esas alınarak fiyatlar yeniden gözden geçirilmeli,
Toprak Mahsulleri Ofisi alımlarında kota ve gecikme sorunları yaşanmamalı,
Çiftçi özel sektör karşısında yalnız bırakılmamalıdır.
Tarımda sorun kaynak eksikliği değil, tercih meselesidir. Bütçeden faiz ödemelerine ayrılan
kaynaklar artırılırken, çiftçinin desteklenmemesi kabul edilemez.
Çağrımız açıktır:
Çiftçiyi destekleyin. Üretimi destekleyin. Buğdayı destekleyin.
Gıda güvenliğinin, üretimin ve kırsal kalkınmanın yolu çiftçinin ayakta kalmasından
geçmektedir. Türkiye’nin geleceği için tarımsal üretimi ve üreticiyi koruyan politikalar hayata
geçirilmelidir.





