“Bütün Türk Kamu yetkililerine de açıkça söylüyorum;benimde yanılmalarım,hatalarım,yanlışlarım olmuştur.Hiç arzu etmediğim olaylara sebep olmuşumdur.Ancak imkan verilirse yeniden bir arada yaşama sürecini yaşatacağımı bilmenizi istiyorum…Şubat 1999,İmralı/H.Atilla Uğur/A.Öcalan’ı nasıl sorguladım)
Sorgucu elindeki notları toparladı…karşısındakinin yorgun ama işini tamamlamış edası ile rahatlamış bir görüntüsü vardı…
Sorgu zaptını sesli okumaya başladı…
“Ben size daha önce söylemiştim,örgüt bana bağlıdır,beni dinler…Daha ilk gün devletimin hizmetindeyim derken kastettiğim,bu işin bitirilmesi doğrultusunda ciddi adımlar atmamızdır.Türkiye’yi yönetenlerin ellerini güçlendirmek için ben öncelikle silahlı mücadeleye son verme ilanı yapmak istiyorum(…)Sizlerden tek talebim bunları yapabilmek için bana imkan sağlamanızdır.”
Başını iki yana sallayarak yazdıklarını onayladı…
Sorgucu, üzerinde H.Atilla Uğur isminin yazılı olduğu ajandasının sayfalarını karıştırdı…
1999 Şubat ayının olduğu yere geldi..sorgu zaptının bir örneğini katladı ve o günün sayfasına sıkıştırdı…
***
Yukarıda ki ifadeler birçoğunuzun tahmin ettiğinin aksine yakın bir tarihe ait değil…Abdullah Öcalan’ın 1999 Şubatında yapılan sorgusundan bir alıntı…
Devlet,Öcalan’la gerek yargılama aşamasında gerekse yargılama bittikten sonra yüzlerce kez resmi veya gayriresmi olarak görüştü.Bu görüşmelerin tamamına yakını Öcalan’ın isteği ile gerçekleşti…
Özellikle son dönemlerde örgüt içerisinde tasfiye edildiğini düşünen Öcalan bu görüşmeleri sıklaştırdı ve örgüt ile içindekiler hakkında bilinmeyenleri devlet görevlilerine ifşa etti…
***
Öcalan’ın ilk zamanlarda kendi dümen suyu ile yönlendirdiği görüşmeler özellikle MİT içerisinde hükümetin yaptığı köklü değişiklikten sonra devlet tarafından yönlendirilir hale geldi…
2010 yılına kadar görüşmelerde hakimiyet Öcalan’ın elinde iken bu tarihten sonra MİT’in eline geçti ve artık Öcalan terörle mücadele bakımından faydalı bir argüman haline geldi…
***
Öcalan’ı bu itiraflara mecbur kılan şey neydi…elinde binlerce militandan oluşan silahlı gücü ve onlarca istihbarat örgütü için bulunmaz bir taşeron olan örgütün elebaşı neden devletle işbirliği cihetine gitmek isterdi…
Birden fazla sebebi var…
Öncelikle mutlak olan bir şey var ki;devletin Öcalan ile bir pazarlığı hiçbir zaman olmadı…Öcalan devletin yani eski işvereninin elinde kendisi ile ilgili kozları bir süreliğine sümen altı ettirdi sadece…
Devletin zamanında işe aldığı,daha sonra “kendi işimi kurar başka işverenlerle çalışırım” mantığı ile işi bırakıp giden eski elemanıydı Öcalan aslında…ancak Öcalan,işe girerken işvereni olan devlete verdiği teminat senedini unutmuş hatırladığında ise kendisine imha edildiği söylenmişti eski iş arkadaşlarınca…
Günü geldi,o teminat senedi yeni yöneticilerce şifreli kasadan çıkartıldı ve ucundan Öcalan’a gösterildi…Bu bile Öcalan’ın ve destekçilerinin uykularını kaçırmaya ziyadesi ile yetmişti…
Anlaşmak ve bu işi bitirmek zorundaydı…
İstenileni yapmazsa,emrindekileri onu “satılmış” iş ortakları ve diğer patronları “satan” olarak göreceklerdi…Bu durumda özgür kalsa bile sığınabileceği tek yerin “bonservisini” aldığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunun bilincindeydi…kapana kısılmıştı…
Halbuki işvereninin masada ucundan gösterdiği ve uğrunda Uğur Mumcu gibi onlarca gazetecinin katledildiği “teminat senedinin” imha edildiği söylenmişti kendisine…
Bir an için bu teminat uğruna katledilenlerin lanetinin kendisini sardığını bile düşünmüştü…
***
Hücresinde ranzasına uzandı…açık pencereden içeri dolan deniz havasını içine çekti…Gündüz verdiği ifade aklına geldi…kullandığı ifadeler dağda kullandıklarından daha gerçekçi gelmişti kendisine…
“Özgürlük mü derim,işte Türkiye demokratik sistemi içinde aranan her türlü özgürlük var;vatan mı,işte Türkiye vatanımız derim,Türkiye bizim tarihi ortak vatanımızdır,bu ortak vatanın bölünmesini istemem.Milli olarak da Kürtler Türk ulusal bütünlüğü içersindedir,bunu herkes bilmelidir.Bakınız benim amacım ülkemizin ve devletimizi daha güçlendirmek ve yardımcı olmaktır…”
