28 Şubat’ın 20. yılında gördük ki ne kadar da mağdur olan vatandaşlarımız varmış dedik.
Hem normal hayatta hem de sosyal medyada.
Nerdeyse herkes 28 Şubat post modern darbe girişimini ayaklar altına alıyordu.
Bu mesajları atanlar o zaman neredeydi sorusunun da akıllara geldiğini iletelim.
Evet bu ülke de maalesef devlet kendi vatandaşlarının ve çocuklarının geleceğini yönlendirmek için farklı yollara başvurdu.
Özellikle 28 Şubat öncesi rahmetli Başbakan Prof. Dr Necmettin Erbakan'ın iktidara gelmesi ve sonrasında cemaat liderlerine ve İslam âlimlerine yemek vermesiyle birileri rahatsız olur ve düğmeye basarlar.
İlk adım olarak ta bu güzel ülkemizde şeriat gelecek yaygarasıyla kamuoyuna ve basına manşetler attıran derin güçler ellerlin den geleni yaptılar.
Olan tabi ki masum halkımıza oldu.
O zaman sırf bu ülkede özgürlükler varken, demokrasi varken birileri, İslam’ı yaşayan kitlelerden rahatsız olunca bu ülkede şeriat gelecek yaygaraları attılar.
O dönemde onlar için bu kutsi görevi alan kesimlerden biriside askeriye oldu.
Öncelikle dönemim Genel Kurmay 2. Başkanı resmi olmamakla birlikte dönemin YÖK başkanına bir yazı yazarak özellikle başörtülülerin ve imam hatipli öğrencilerin bu ülkede bir yerlere gelmemesi için katsayı mağduriyeti çıkardılar.
Düşününki bir okulun birincisi kendi bölümünden başka bir yeri tercih kazanıp okuyamaz gibi anti demokratik bir sistem getirilmişti.
Zaten o dönemde de 10 yılda bir darbelere alışanlarda kendilerine görev verilse de bu ülkede askeri darbe yapsak diye beklerdi.
Düşününki 28 Şubat’ta bu ülkenin başörtülü evlatları sırf türban veya başlarını örtmelerinden dolayı üniversitelerden atıldı.
Ya da ikna odaları icat edildi.
Peki o zaman bu kardeşlerimize kim sahip çıktı?
Peki yine askeriyede çalışan bazı personelin eşi kapalı diye bu bu komutanlar neden meslekten sürülüp, ihraç edildi?
Sormak lazım bu soruların cevabı nedir diye.
Yazık gerçekten yazık.
15 Temmuz hain darbe girişiminde olduğu gibi bu aziz millet neden sokaklara çıkmadı?
Cevabı belliydi aslında aman başımıza bir hal gelmesin, askeriyenin imkânları ve laik kesimin taraftarları bizden çok diyerek çekinen muhafazakârlar vardı.
Hatta bu laik entelektüeller başörtülü kardeşlerimiz için ağza alınmayacak hakaretler etmişlerdi o zamanlarda.
Ama gelin görün ki devran ve hesaplar değişti.
Ö dönemin aydınları başörtülü kardeşlerimiz için örümcek kafalı, bu ülkeye şeriat getirecekler, ülkeyi İran’a çevirecekler diye avazları çıktığı kadar bağırıp çağırdılar.
Maalesef o dönem bu hamleler başarılı oldu.
Düşünün o dönem milyarlarca dolar bankalardan hortumlanırken, algı yönetimiyle vatandaşlara ülkenin rejim sıkıntısı var olgusunu yaymaya çalışıyorlardı.
Aynı şimdiki 16 Nisan yeni Anayasa referandumu gibi.
EVET dedik ya bu derenin altından çok sular geçti.
Hatta bende bir meslek lisesi mağduru olarak üniversiteye giriş sınavında kat sayı adaletsizliğinden yıllarım heba oldu ve mağdur oldum.
Belki de yüz binler bu hayattan böyle koparıldı.
Bunları yapanlar öbür dünyada nasıl hesap verecekler merak ediyorum.
Gelelim şimdiki zamana...
28 Şubattan sonra bu ülkede çok şeyler değişti hamd olsun.
Ak Parti iktidara gelir gelmez katsayısı sorununu çözdü.
Yine asker ve polise çalışma hayatında türban takma özgürlüğünü verdi.
Evet nerden nereye………
Bir zamanlar başörtülü bayanları, çocukları gözaltına alan ve iten emniyet çalışanları şimdi kendi özgürlüklerini yaşayarak yollarına devam ediyorlar.
O zaman başörtüsünü gericilik veya çağ dışılık olarak görenler şimdi saygı göstermesini bildiler.
İşte sevgili dostlar hayat nelere kadir efendim.
Onun için ülkenin bu makûs tarihinin bu kadar değiştiren ve ülkenin önünü açan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bu milletin sevgisi ve saygısı her geçen artmakta.
Hatta ülkemiz için yeni fırsatın ve başta 28 Şubat garabeti ve 15 Temmuz hain darbe girişiminin bir daha olmaması için bende yeni anayasaya EVET diyorum.
Kişileri fiziksel görüntüleri ile değil de yaptıkları işlerle değerlendirirsek ve saygı gösterebilirsek ne mutlu bize.
Bakın İsrail’de erkekler dini bir sembol olmasına rağmen KİPPA(Yahudi erkeklerinin dua esnasında veya dışarıda başlarını örtmek için kullandıkları takke) rahatlıkla kullanabiliyorlar.
Bizler ise 20 yıl önce yok onun sakalı var yok onun başında örtüsü var diyerek birbirimizle enerjimizi harcarken, elalemin adamı uzaya gidiyor.
Ahhh be kardeşim ahhh.
Zaman her şeyin ilacı herhalde...
Önce insan olmasını öğrenelim sonrada hakiki müslüman olalım.
Elalem yurt dışında dinini yaşayan adamları örnek gösterir. Bizde dinini yaşayan adamı görürsek her şey daha farklı olur.
Biz nerdeyiz onlar nerde...
Aklımıza başımıza almalı ve bu ülkeye nasıl hizmet ederiz onun peşinde koşmalıyız.
Üç günlük dünya ne size kalır ne de başkasına.
Selam ve dua ile!
